Kadın birçok şeydir...ve bir kadındadır birçok şey!Çoğu zaman küçümsenir ev kadınlığının ağır yükü... Anneliğin kutsallığı ve gerçekten iyi bir eş olmanın emeği... Oysa ki, ne çok şeydir bir kadın ve sadece bir kadındandır bir çok şey...
BİR KADIN GİTTİĞİNDE...
Kadınlar gittiklerinde, arkalarında daha büyük boşluklar bırakırlar.Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde yetim-öksüz kalan çok olur.
Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler...
Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar.Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların.Sık sık boynunu büker sarıkız.O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz, değerini kimse anlayamaz krom hac tasının.
Balkon artık sessizdir, koridor kimsesiz.
Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır.
Kapı eşiğindeki "Dikkat et" duyulmaz, annesi gitmiştir "Geç kalma"nın.
Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler.
Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında.
Ve bir kadın gittiğinde pek çok yetim bırakmıştır arkasında.
Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında; bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci...Bir anne gider...Bir dost...Bir arkadaş...Bir sevgili...Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde...
Bu yaziyi okumaniz sadece 30 saniyenizi alacak, ve sonunda hayata ve iliskilere bakis aciniz degisecek.!!! ileri derecede hasta iki adam ayni hastane odasindaydilar. Adamlardan birinin her ogleden sonra 1 saatligine oturmasina izin veriliyordu, cigerlerindeki suyun suzulmesi icin. Bu hastanin yatagi odadaki tek pencerenin tam yanindaydi.Diger hasta ise hep sirtustu yatmak zorundaydi. Bu iki hasta saatlerce birbiriyle konusur, eslerini, ailelerini, evlerini,islerini, askerlik anilarini, tatilde gittikleri yerleri anlatirlardi birbirlerine. Pencerenin yanindaki hasta, her ogleden sonra oturmasina izin verdikleri saati diger hastaya pencereden gorebildiklerini anlatarak geciriyordu.Diger hasta hep bir sonraki gunu iple cekmeye basladi, disaridaki renkli ve hareketli dunyayi dinlemek icin. Pencere, icinde cok guzel bir göl olan parka bakiyordu.Ördekler ve kugular gölde yuzerken çocuklar model bot'larini suda yuzduruyorlardi. Genc asiklar, gokkusaginin tum renklerindeki ciceklerin arasinda kol kola dolasiyorlardi.Ulu agaclar etrafi susluyor, uzaktan sehrin silueti gorunebiliyordu. Pencere kenarindaki adam bunlari muhtesem bir detayla anlatirken, odanin diger ucunda yatan adam gozlerini kapar ve bu muhtesem manzarayi hayalinde canlandirirdi.Sicak bir ogleden sonra, pencerenin yanindaki adam gecmekte olan bir senlik alayini tarif etti.Diger adam bando seslerini duyamasa bile hayalinde canlandirabiliyordu, pencere kenarindaki adamin tasviriyle. Gunler ve haftalar gecti. Bir sabah banyo yaptirmak icin su getiren gunduzcu hemsire pencere kenarinda yatan hastanin cansiz bedeniniyle karsilasti: uykusunda, huzur icinde ölmüştü. Huzunlendi, hastane gorevliler ini cesedi disari tasimalari icin cagirdi. Uygun zaman gectigine kanaat getirir getirmez,diger hasta pencerenin kenarindaki yataga tasinmasinin mumkun olup olamayacagini sordu.Hemsire Memnuniyetle istegini yerine getirdi, hastanin rahat oldugundan emin Olduktan sonra onu yalniz birakti. Yavasca, duydugu aciya aldirmadan, bir dirsegine yaslanarak disaridaki dunyaya bakmak uzere yatagindan dogruldu adam. Sonunda, disariyi kendi gozleriyle gorme zevkini yasayabilecekti. Pencereden disari bakabilmek icin yavasca donmeye zorladi kendisini. Pencere, bos bir duvara bakiyordu. Adam hemsireye, vefat eden oda arkadasinin pencerenin disinda gorunen Harika seylerden bahsetmesine sebep olan seyin ne olabilecegini sordu. Hemsirenin cevabi, olen adamin kor oldugu ve pencerenin onundeki duvari gormedigiydi. 'Sanirim seni cesaretlendirmek istedi' dedi. Epilog: Diger insanlari mutlu etmek çok buyuk mutluluk getirir, Kendi durumunuz ne olursa olsun. Paylasilan dertler yarisi kadar uzuntu verir, paylasilan mutluluklar ise iki kati artar. Kendinizi zengin hissetmek istiyorsaniz, sahip oldugunuz ve paranin satin alamayacagi her seyi paylasin.
Vitamin ve mineral deposu olan meyvelerin faydaları saymakla bitmiyor. İşte tadına doyum olmayan meyvelerin insan vücuduna olan katkıları:
Kiraz: 20 kirazda 12-25 miligram arası antosiyanin maddesi bulunuyor ve bu maddenin ağrı kesici etkisi aspirinden on kat daha fazla. Kolesterolü ve kan şekerini düşürüyor, kabızlığı da gideriyor. Kirazda bulunan flavanoidlerin vücuttaki zehri temizleyip anntioksidan etki yapıyor. Nikotinin vücuttan atılmasına yardımcı oluyor. Böbreklerin taş ve kum yapmasını önler ve varsa zamanla döker. Safra kesesi taşının dökülmesine de yardımcı olur. Ayrıca yüzde oluşan sivilcelerin giderilmesini sağlamaktadır. Çilek: Strese iyi geliyor, sakinleştirici etkisi var. Sigara dumanının etkilerini azaltıyor. Çocuk felci ve ağız-deri yaralarına yol açan virüsleri öldürücü etkisi bulunuyor. Kansere yakalanma riskini azaltıyor, mide ve bağırsak zayıflıklarını gideriyor. Safra kesesi hastalıklarına iyi geliyor ve yüksek ateşi düşürüyor. Dişlere ve diş etlerine iyi geliyor, diş taşlarının oluşmasını engelliyor ve cilde canlılık kazandırıyor. Karpuz: Böbreği temizliyor, astım, damar tıkanıklığı, diyabet, kolon kanseri ve kireçlenme gibi hastalıklara iyi geliyor. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Karpuz çekirdeklerindeki cucurbocitrin adlı madde, kan basıncını düşürmeye ve düzenlemeye yardımcı oluyor. Kabuğundaki çinko, iktidarsızlığa iyi geliyor. Kavun: Kanı temizliyor ve antioksidan özelliği bulunuyor. Endişe ve uykusuzluğa iyi geliyor, bağırsak ve cilt kanserine karşı tavsiye ediliyor. Şeftali: Kalp rahatsızlıklarına ve kansere karşı koruyor. Sindirim sistemini çalıştırıyor ve hazmı kolaylaştırıyor. Kayısı: Kansızlığa iyi geliyor. Güzel bir cilt ve saç için olumlu etkileri bulunuyor. Özellikle akciğer kanseri, kalp hastalıkları ve kataraktın önlenmesinde yardımcı oluyor. Kemik erimesini önlüyor, sinirleri gevşetiyor ve uyku veriyor. Kabızlık çeken ve sindirim sisteminde sorun yaşayanlar için faydalı. Sabahları aç karnına yenilen kuru kayısı, sindirim açısından faydalı olmanın yanı sıra cilde de canlılık katıyor. Muz: Kalp ve kas sistemine yararlı. Yorgunluğa ve ishale birebir. Yüksek tansiyonu önleyici özelliğe sahip. Uykuyu düzene sokuyor, ülseri önlüyor ve ülser yaralarının tedavisine yardımcı oluyor. Kolesterolü düşürüyor ve migren ağrısına faydalı. Böbrek ve eklemlerdeki iltihaplanmalarda tedavi edici özelliğe sahip. Kivi: Başlı başına bir C vitamini deposu. Bir adet kivide günlük alınması gereken C vitamini ihtiyacından fazlası bulunuyor. Vişne: Şeker oranı kirazdan düşük olduğu için daha az kalori içeriyor. Ateşi düşürüyor ve susuzluğu gideriyor. Koyu renkli vişneler, açık renklilere oranla daha fazla mineral içeriyor. Armut: Kalp, damar sağlığı, alçak kan basıncı ve fiziksel performansa iyi gelen vitaminleri barındırıyor. Böbreklerin çalışmasını uyarıp kalp atışını düzenliyor. Karaciğeri temizliyor. Siyah üzüm, kabukları ve çekirdekleriyle yenirse hücre yeniliyor Sindirimi kolaylaştırıyor, kansızlığı gideriyor ve bebeklerin gelişimi için çok faydalı. İncir: Bağırsakları çalıştırıyor, enerji veriyor ve cinsel güce yardımcı. Yüksek kan basıncını düşürüyor, kemik yoğunluğunu artırıyor.
Kalitemiz ARTTI, keyfimiz AZALDI. Daha BUYUK evlerde ama daha KUCUK ailelerle yaşıyoruz. Konforumuz ARTTI ama zamanımız DARALDI. Diplomamız BOL ama sağduyumuz AZ. Uzmanlıklar ARTTI ama sorunlar COGALDI. İlaçlar COGALDI, hastalıklar ARTTI. Sorumsuzca para HARCIYORUZ ama az GULUYORUZ. Trafikte çok HIZLIYIZ ama çabuk PARLIYORUZ. Aksam geç YATIYOR ama sabah yorgun KALKIYORUZ. Az kitap OKUYOR, çok televizyon SEYREDIYORUZ. Varlığımızı ARTTIRDIK ama değerlerimizi YITIRDIK. Çok konuşuyor ama AZ gönül veriyor ve BOL yalan soyluyoruz. Para kazanmayı ÖGRENDİK ama yuva kurmayı BECEREMEDİK. Hayata yıllar EKLEDİK, yıllara hayat KATAMADIK. Aya kadar gidip dönmeyi BILIYORUZ ama komsumuza uğramak için karşıya GECMIYORUZ. Uzaya ULASTIK ama ruhun derinliklerine GITMIYORUZ. Havayı TEMIZLEDIK ama ruhları KIRLETTIK. Atomu PARCALADIK, önyargılarımızı YIKAMADIK. Çok YAZIYOR ama az GELISIYORUZ. Daha çok plan YAPIYOR ama daha az sonuç ALIYORUZ. ACELE etmeyi öğrendik ama SABIRLI olmayı asla. Gelirimiz ARTTI, karakterimiz ZAYIFLADI. Tanıdıklar COGALDI ama dostlar EKSILDI. Cabalar ARTTI ama mutluluklar AZALDI. Bilgisayar ağları KURUYORUZ, bilgi otoyolları YARATIYORUZ ama kendi aramızda iletişimde ZORLANIYORUZ. 'Dünya barışı' der, SILAHLANIRIZ! Daha mutlu olmak için, 'SOMURTARARAK' çalışırız. Bugünler... Eve çift maaşın girdiği, ama çiftlerin boşandığı, Kısa seyahatlerin, Kağıt mendil gibi ilişkilerin, Yıka çık gönüllerin, Tek geceliklerin, Kilo dertlerinin ve her derde çare vitaminlerin, Vitrinlerin, Tiribünlerin dolu ama gönüllerin BOS OLDUGU GUNLER...
Burdan başta kendi annem ve kayınvaldem olmak üzere bütün annelerin anneler gününü kutlarım..
SOL YANIM ACIYOR ANNE
Merhaba anne,
Yine ben geldim. Merak etme okuldan çıktım da geldim. Anneler de babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama, Ali, "Okula gitmezsem annem çok kızar, merak eder."
Demişti de onun için söylüyorum. Geçen hafta öğretmen, sağ elimde sarımsak, Sol elimde soğan dedirte dedirte öğretti sağımı solumu. Ben biliyorum artık anne, sağım neresi, solum neresi, Ağrıyan yanımın neresi olduğunu şimdi iyi biliyorum anne.
Hani geçen geldiğimde: Şuram acıyor işte, şuram demiştim de Bir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne, Bak şimdi söylüyorum. Şuram işte, Sol yanım çok acıyor anne. Hem de her gün acıyor anne her gün. ******************** Dün sabah annesi Ayşe'nin saçlarını örmüştü. Elinden tutup okula getirdi. Yakası da danteldi. Zil çalınca öptü, hadi yavrum sınıfa dedi. Ben de ağladım, Ağladım hiç de utanmadım. Öğretmen ne oldu dedi? Düştüm, dizim çok acıyor dedim. Yalan söyledim anne. Dizim acımıyordu ama sol yanım çok acıyordu anne. ******************* Bugün ben de saçım örülsün istedim. Babam ördü ama onunki gibi olmadı. Dantel yaka istedim. Babam; "Ben bilmem ki kızım." dedi. Bari okula sen götür dedim. "Kızım, iş..." dedi. Ben de bana ne dedim, ağladım. "Kızım, ekmek" dedi babam. Sustum ama okula giderken yine ağladım anne. Ha, bi de sol yanım yine çok acıdı anne. ******************** Herkesin çorapları bembeyaz, Benimkiler gri gibi. Zeynep, "Annem, beyazlara renkli çamaşır katmadan yıkıyormuş" dedi. Babam hepsini birlikte yıkıyor. Babam çamaşır yıkamasını bilmiyor mu anne? Uffff, babam, her gün domates peynir koyuyor beslenmeme. Üzülmesin diye söylemiyorum ama, Arkadaşlarım her gün kurabiye,börek, pasta getiriyor. Biliyorum babam pasta yapmasını bilmez anne. *********************** Hava kararıyor, ben gideyim anne. Babam bilmiyor kaçıp kaçıp sana geldiğimi. Duyarsa kızmaz ama çok üzülür biliyorum. Kim bozuyor toprağını, Çiçeklerini kim koparıyor? İzin verme anne, Ne olur toprağına el sürdürme! Eve gidince aklıma geliyor, Bi de bunun için ağlıyorum anne. Bak, kavanoz yanımda, Toprağından bir avuç daha alayım. Biliyor musun anne? Her gelişimde aldığım topraklarını, Şu kavanozda biriktirdim. Üzerine de resmini yapıştırıp başucuma koydum. Her sabah onu öpüyor kokluyorum. Kimseye söyleme ama anne, Bazen de konuşuyorum onunla. Ne yapayım seni çok özlüyorum anne. ****************** Ha unutmadan, Öğretmen yarın anneyi anlatan bir yazı yazacaksınız dedi. Ben babama yazdıracağım. Öğretmen anlarsa çok kızar ama, Bana ne kızarsa kızsın. Ben seni hiç görmedim ki neyi, Nasıl anlatacağım anne. Senin adın geçince sol yanım acıyor anne. Hiç bir şey yutamıyorum. Bazen de dayanamayıp ağlıyorum. Kağıda da böyle yazamam ya anne. *************** Ben gidiyorum anne, Toprağını öpeyim, sen de rüyama gel beni öp. Mutlaka gel anne, Sen rüyama gelmeyince, Sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne. Sol yanım acıyor anne. İşte tam şurası, Sol yanım çok acıyor anne. Seni çok özledim anne, çooook... Yazar:Bedirhan Gökçe
Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar düzenleniyor. İşte bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı öğretmen, çoğu hızlı mesleklerde çalışan öğrencilerine, "Haydi, küçük bir deney yapalım." demiş.
Masanın üzerine kocaman bir kavanoz koymuş. Sonra bir torbadan irice kaya parçaları çıkarmış, dikkatle üst üste koyarak kavanozun içine yerleştirmiş.
Kavanozda taş parçası için yer kalmayınca sormuş: "Kavanoz doldu mu?"
Sınıftaki herkes, "Evet, doldu." yanıtını vermiş.
"Demek doldu ha!" demiş öğretmen. Hemen eğilip bir kova küçük çakıl taşı çıkartmış, kavanozun içine dökmüş. Kavanozu eline alıp sallamış, küçük parçalar büyük taşların sağına soluna yerleşmiş.
Yeniden sormuş öğrencilerine: "Kavanoz doldu mu?"
İşin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiş olan öğrenciler: "Hayır, tam da dolmuş sayılmaz." demişler.
"Aferin!" demiş zaman kullanım uzmanı. Masanın altından bu kez de bir kova dolusu kum çıkartmış. Kumu kaya parçaları ve küçük taşların arasındaki bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş.
Ve sormuş yeniden: "Kavanoz doldu mu?"
"Hayır dolmadı!" diye bağırmış öğrenciler.
Yine "Aferin!" demiş uzman. Bir sürahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye başlamış.
Sormuş sonra: "Bu gördüklerinizden nasıl bir ders çıkardınız?"
Atılgan bir öğrenci hemen fırlamış: "Şu dersi çıkarttık: Günlük iş programınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman yeni işler için zaman bulabilirsiniz."
"O da doğru ama..." demiş zaman kullanım uzmanı. "Çıkartılması gereken asıl ders şu: Eğer büyük taş parçalarını baştan kavanoza koymazsanız daha sonra asla koyamazsınız."
Ve ardından herkesin kendi kendisine sorması gereken soruyu sormuş: "Hayatınızdaki büyük taş parçaları hangileri, onları ilk iş olarak kavanoza koyuyor musunuz? Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup büyük parçaları dışarıda mı bırakıyorsunuz?"
Toprağa düştüğünün haberini aldım. Hain bir pusuda avlamışlar seni. Tıpkı geçenlerde tertiplerini yaktıkları gibi… Gecenin en karanlık bir vaktinde, Memleketin en kuytu bir yerinde. Nereden geldiğini anlamadığın kahpe ateşlerle, Yıkılmışsın yiğidim, ben de yıkıldım.
Annen doyamadı sana. Baban doyamadı. Bacın doyamadı. Nişanlın doyamadı. Sen doyamadın gençliğine yiğidim. Hayatın anlamını anlayamadan, Aramızdan ayrıldın. Hem de nerden geldiğini bilemediğin kahpe kurşunlarla, Yıkılmışsın yiğidim, ben de yıkıldım.
Biz şimdi arkandan, Seni arkadan vuranın kim olduğunu bulmaya çalışıyoruz. Tetiği çeken ‘kahpe’ malum elbette, Ama tetiği çektirenleri bir türlü bilemiyoruz. Düşmanı bilmek kolay lakin, Dost postuna bürünününce, seçemiyoruz.
Yiğidim,
Allah sana makamların en kıymetlisini vaad ediyor. Cennet-i âlâ'da belki de önüne zemzemler konuyor. Gel gör ki biz burada kan kusuyoruz yiğidim. Etrafımızdaki herşey anlamsızlaşıyor. Bir uğultudur almış başını gidiyor. Söylenenlerden bir kelime bile anlaşılmıyor.
İhanetin derinliği başımızı döndürüyor yiğidim, Midemizi kaldırıyor. Haini, planını, stratejisini gördükçe, Tüylerimiz ürperiyor, bakışımız bulanıyor. Masum göz yaşlarının üstüne timsahlarınki dökülüyor. Göz yaşlarını ancak kokusundan ayırıyoruz yiğidim. Bazıları ıstırap, bazıları ihanet kokuyor.
Yiğidim,
Sen şimdi bir köşkte, Misafirsin ötelerde. Bizse tarifi imkansız bir cenderede, Sıkıştıkça sıkışıyoruz. Bir yas var bugünlerde bizim mahallede. Herkes ağlıyor,herkes ağlıyor. Hepimiz ağlıyoruz.
Oturmuş haberleri izlerken yine şehitlerimizin ve sınır ötesi operasyon haberlerini izledim.
Ve dedim ki Neden bu kadar boş boş oturuyoruz.(Bu sözler benim için geçerli)
Bir karara vardım. Bizler bu şehitlerimize ve eğerki sınır ötesi hareket gerçekleşecek olursa yüce Türk ordumuzun en küçük rütbesinden en yüksek rütbesine kadar Allah'a dua etmek ve onların başarılı olması için bir Kur-an hatmi okumak geldi içimden ve buna sizleride dahil etmek istedim.