Myspace Layouts DIN - * DUHA * - Blogcu






* DUHA *

Ana Sayfa Profilim Arşiv

Google

Dikkatli Ol

Hakkımda

GÜZEL OLAN HERŞEY

Kategorilerim



Yazılarım

KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN....
Hazır cevap öğrenci..:)
HAYATIN ANLAMI SENCE NE?
TÜRK KADINININ GÖREVLERİ...
SEDEF ÇİÇEĞİ...
DAMLA ÇİKOLATALI KURABİYE...
NİYE BEN?
YALAN YAKALAMAK...
KİBİR....
KUTLU DOĞUM VE MEVLÜT KANDİLİ...


Arkadaslarım

fatma46
igra
filizden
refikabusem94
edaca30
gelibolu17
nisansevgili
sohbetsevenler
hakkdostu
birdebenvarim
recaysev
nasibim
selmahlc
kadifece
yenitadlar
sevgipinari01
sevgiyleyolculuk
fzehra
rufeydem
SİBEL GÜÇLÜ
keskinlininmutfagi
esmalal
allahsevgisibambaska
ak23
arzukizinmutfagi
muazzezv
vuslatameftun
yemekguncesi
lila3535


Bağlantılarım

* ugurbocegı hobı forum


Websayfa



Esma-ül Hüsna

Esma-ul Husna
sitene ekle


Hadis



Dua



Namaz Vakitleri





Günün Hikayesi




Zıyaretcılerım




Hava Durumu




Yemeklerim




Takvim



Mesaj Kutusu




Günün Sözü




Sorularla İslamiyet


Bannerim







Dossıteler

Graphics by yinebiirgulnihal/YBG gelincigindunyasi seraplaherseyyy-didoli82 SEFERTASI...DOLU DOLU HERŞEY Image Hosted by ImageShack.us Image Hosted by ImageShack.us
CafeRose Yuxelce Orgu Klubu Image Hosted by ImageShack.us

Haberler



Gazeteler

<

Ajanslar


KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN....


Tarih: 17:00, 5/8/2009 Kategori: DIN
Yorum (6) | Yorum yaz | Bağlantı

NİYE BEN?

“Niye ben?”

“Neden benim başıma geldi?” Bir tek musibet anında seslendiririz bu yakıcı soruyu. “Niye ben?” Hep başkalarına olurdu böylesi şeyler. Öyle olmasına öylesine alışmışızdır ki… Benim değil, “öteki”lerin başına gelir kaza. En fazla bir istatistik rakamı kadar önemsediğimiz uzak yabancılar eksilir hayattan. “Ben” dediğimiz dokunulmazdır. “Ben” öyle sıradan değil(im)dir. Olağan bir kaza haberinin o hep bildik “ölü sayısı” arasına sıkışmış sıradan bir rakam olamam “ben”. Başkası da olabilmesi ihtimali altı milyar kez yüksek iken, niye “ben”im o “biri”?
“Başka bir sürü yerde olabilecekken niye ille de burada çıktı bu yangın?” “Başka milyonlarca insan varken, niye sadece beni seçti bu kurşun?” “Başka sayısız saatler, dakikalar dururken, nasıl oldu da bu ana denk geldi kaza?” “Başka bir dolu seferde olabilecekken, niye bu sefer oldu bu arıza?”
Tuhaf bir yalnızlık içinde buluyor kendini insan başına o “şey” geldiğinde. Etraftaki olağan sesler düşmanlaşıyor, yabancılaşıyor. Araba uğultusu, yağmur şıpırtısı, cep telefonu sesi dalga geçercesine yalayıp geçiyor seni. Sen derin acılar içindeyken, hiçbir şey olmamış gibi yürüyen, kaygısızca konuşan, her günkü gibi koşturan insanlara gücenik bir edayla bakıyorsun: “Nasıl da rahat olabiliyorsunuz böyle? Aşk olsun!” Her şey ve herkes “başka”laşıyor o anda. Yarın senin cenazen olacak, sen eksileceksin sıcacık yuvandan, yavruların “Baba!” dediğinde ömür boyu cevap alamayacak. Ama büyütmeye gerek yok! Sen sadece bir “başkası” dahasın başkalarının gözünde. Bir “başkası”nın daha cenazesini göz ucuyla seyredecek başkaları. Sen uykusuz bir gecenin koynunda, bir yaprak gibi titrerken, başkalarına göre bir “başkası” olan sen sıradan acılardan bir acı yaşıyor olacaksın. Uyuyacak milyonlarcası. Sen ve yakınların gazetelerin üçüncü sayfasında kanlı bir habere konu olmuşken, başkaları katlayıp bir kenara bırakacaklar senin haberini. Başkalarının es geçtiği kadar lüzumsuz bir yer mi işgal ediyorsun ki yeryüzünde? Başkalarının hiç üzülmeyeceği kadar, hiç eksikliğini hissetmeyeceği kadar yersiz bir yerin mi vardı âlemde?
Bak işte, ölen “ben” de olsa, “ölenle ölünmüyor”muş. Hayat devam ediyor “ben”siz. Olmasan da oluyormuş meğer. Ne kadar dayanılmaz bir acı! Ne kadar ağır bir hakaret! “Olsa da bir olmasa da bir”mişim meğer. Ne kadar da aşağılandığını düşünüyor insan! Aslında o aşağılanmaya verdiğimiz tepkidir o soru: “Neden başkası değil de ben?” Daha açıkçası: “Niye ben seçildim?” “Ne isteniyor benden?” “Hak etmedim ben bu ‘ceza’yı!”
Hadi itiraf edelim: Kadere hesap soruyoruz. Yazgının iki yakasından çekiştiriyoruz. Hadi bir itiraf daha: Asıl derdimiz “kader”i takdir edenledir. Yani Yaradan’la karşı karşıya gelir aklımız. “Ben”i Vareden’e keseriz faturayı. Kafa tutarız. Dokunulmazlığımızın ihlaline isyan ederiz. “Ne istedin benden?” “Benim ne suçum vardı ki?”
Ne garip! Olumsuzlukların hesabı kaderden sorulur. “Ben” kendi ellerimle suç işlerim, hapse düşerim ama “kader mahkûmu” oluveririm. Ayağım kayar, günaha bulaşırım ama “n’edersin kaderime yazılmış” deyiverir, sıyrılırım. Şampiyonluğunu, birinciliğini, galibiyetini kadere “mahkûm” eden pek çıkmaz. Sevaplarını, iyiliklerini, biriktirdiklerini, başarılarını “kader”in hesabına yazdıran olmaz.
İyiliklerimiz kadere rağmendir sanki. Başarı, yazgıya başkaldırıdır. Başarılıysam “Niye ben?” sorusunu sormama gerek yok. Birinci olduysam, “Niye benim başıma geldi?” diye sızlanmak yok. “Başkaları”nın kazalarını hayatta kalmış biri olarak seyrediyorken, “Niye ben hayatta kaldım?” diye hesap sormak yok.
Değil mi?
Farkında değilim ama… Ben bana “ben” diyebiliyorsam, ne anlaşılmaz bir ayrıcalık içimdeyim! “Ben”i bir “başkası” da olabilecekken “ben” diye seçip Vareden’e hiç minnet duygum olmayacak mı? Pekâlâ başkaları içinde sıradan biri olabilirdim. Pekâlâ başkalarının “başkası” diye bile bilmediği, hiç hatırlanmayan, hatırlanmaya bile değmeyen bir “yok” olabilirdim. “Yok” olduğunun bile farkında olunmayan bir “şey”dir “yok”luk… Ben “ben” olmasaydım, niye ben olamadım diye hesap sorabilir miydim? “Ben” olmayışıma yanabilir miydim?
Ama hayret! “Ben” varım, var edilmişim. Varlığım yokluğuma “ben”den habersiz tercih edilmiş. Kimseler hatırımı saymazken, beni aramazken, eksikliğimi dert edinmezken, varlık sahasına çıkarılmışım, hatırım sayılmış, el üstünde tutulmuşum. Ben bile “ben” olmayı hesap edemezken, “ben” diyebileceğim bir insan olarak var edilmişim.
Hiç beklemediğim, hiç ummadığım bir iyilikti bu! Aynada yüzüme bakıyorum, kimsenin yüzüne benzemiyor. Meğer “biricik”mişim ben. “Bitane”ymişim beni “ben” olarak seçenin nazarında. Nasıl oluyor da, ben bana “ben” diyebiliyorum? Ya, ben bana “ben” diyemeyenlerden olsaydım? “Sen” diye hitap edilmeyi hak etmemiş olsaydım? Öyle olsaydı, hiç aşağılanmış hissedecek miydim? Kadere hesap sorabilecek yetkide görebilecek miydim kendimi?
“Niye ben?” diye kaybettiğimin hesabını sorabiliyorsam, hiç hesapsız kazandığım “ben” sayesinde sorabiliyorum… Ne garip? Hiç yoktan kazandığım “ben”imle kazanamadıklarımın da hakkım olduğunu düşünmeye başlamışım. Tuhaflığa bakın ki, borç aldığım “ben”imle kendimi alacaklı sayıyorum.
Asıl sürprizi görmüyorum: “Ben” bana sürprizim. Hiç ummamıştım “ben” diye/bilineceğimi… Hiç beklemiyordum “ben” diyebilenler arasına seçileceğimi… Ben beni “ben” bilmeseydim, ben “ben” olamayışıma ağlayabilecek miydim?
Ben şimdi burada soruyorum kendime:
“Niye ben?”


SENAİ DEMİRCİ.


Tarih: 20:55, 7/4/2009 Kategori: DIN
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

KİBİR....



Dinle beni ey kibir! Sen ki, iblisi bile;
Nasıl baştan çıkardın, Allah' a isyân ile.
Lânetlendi nihayet, o cüretkâr sözünden,
Ve Cennetten kovuldu, şeytan senin yüzünden..


İşte o günden beri, iblisle ortaklaşa;
Dünyayı kuşattınız, zulümle baştan başa.
Nifak tohumlarını, beyinlere ektiniz,
Ahlâkın iplerini, beraberce çektiniz..
Gör ki; senin yüzünden, ne hâle geldi insan;
Ne haysiyet, ne şeref, ne merhamet, ne vicdan.


Duymaz oldu.. Hukukun, adâletin sesini;
Sana secde ederken, kaybetti kıblesini..
Dinle beni ey kibir! Bütün büyük savaşlar;
Senden gelen küçücük, bir kıvılcımla başlar.
Sen olmasaydın eğer, ne Stalin, ne Hitler,
Ne Firavun olurdu.. Ne bunca parazitler..


Ne bir fitne kalırdı, bu dünyada ne haset ;
Ne bu toplu mezarlar, ne yakılmış bir ceset.
Sönmezdi yeryüzünde, milyarlarca ocaklar,
Milyarlarca anada, boş kalmazdı kucaklar..
Ey kibir! Bilirsin ki; aşağılık duygusu,
Gururla karışınca, olur en büyük pusu.


Bu kompleks; insanları, sürüklerken zillete,
Tarihler mezar oldu, gör ki, nice millete..
Sen ki; ne Ebreheler.. Ne Kârunlar doğurdun,
Çağdaş emsallerini, aynı kapta yoğurdun.
Senden sebep nesiller, temelleri sökmede;
Bencillik bombasıyla, evlilikler çökmede..


Dinle beni ey kibir! Bu savaşım sanadır,
Gâlibiyet her zaman, düşünenden yanadır.
Bil ki; tuzaklarına, tuzaklar kuracağım;
Seni her an, her yerde, Kur' ân' la vuracağım..
Dökeceğim ortaya, sinsi hesaplarını;
Ve emrinde çalışan, insan kasaplarını.


Bütün dünya görecek, senin kirli yüzünü;
Kan ve kinle beslenen, doyurulmaz özünü..
Biliyorum.. İşim zor; gaflettedir insanlar,
Bu nedenle pek çoğu, seni mezarda anlar.
Kimi şöhret delisi, kimi zil zurna sarhoş;
Biliyorum.. Onlara, ne söylense hepsi boş..


Ama sen zannetme ki; bu savaş burda biter,
Bir kişi de uyansa, bu kazanç bana yeter.
Dilerim ki; insanlar, gerçekleri görürler;
Senin girdaplarına, kapılmadan yürürler.
Dinle beni ey kibir! Şaka değil sözlerim,
Bu savaş ancak biter, kapanınca gözlerim.
Attığın her düğümü, îmanla çözeceğim;

Ve seni, her secdede, ezdikçe ezeceğim!.


Tarih: 20:14, 15/3/2009 Kategori: DIN
Yorum (4) | Yorum yaz | Bağlantı

KUTLU DOĞUM VE MEVLÜT KANDİLİ...


kandil e-kart

Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.

Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.

O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.

İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.

Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?

Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler.

O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp "Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur" dediler.(1)

Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,
- "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sordu.
- "Bilmiyoruz" diye cevap verdiler.
Yahudi, "Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
"Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin. Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var" dedi.

Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. "Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular." haberini aldılar.

Ertesi gün Yahudiye vardılar:
"Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?" dediler.
Yahudi "Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?" dedi.
Onlar, "Öncedir ve ismi Ahmed'dir" dediler. Yahudi, "Beni ona götürün" dedi.
Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine'nin evine gittiler, içeri girdiler.
Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,

"Ne oldu sana, yazıklar olsun" dediler.

Yahudi, "Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir.

"Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir" dedi.(2)

Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı..

Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında, "Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin zaman 'Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım' de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver."

Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra'daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib'e anlatmıştı.(3)

Aynı gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin gördükleri de şöyle:

"O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük."

Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:

"Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
Çok alâmetler belürdi gelmedin"

Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisan'a denk gelen gece idi.

 

Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar.

Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.(5)

Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.

Aynı gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü.

Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.

Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.

Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.

Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.(6)

İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.

Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin.


Tarih: 21:35, 7/3/2009 Kategori: DIN
Yorum (8) | Yorum yaz | Bağlantı

DEV BİR KİNLE BAKIYORUM SANA EY KIRMIZI COCACOLA KUTUSU!!!

coca cola kutusu resimleri
Dev bir kinle bakıyorum sana ey kırmızı COCA COLA kutusu! 
 Oraya buraya değil tam da bağrıma bağrıma attırdığın bombaların ateşi sarıyor ruhumu!
 Düzden bakınca zulüm görüyorum,tersten baktığımda inkarındaki şifreyi!
 Zaten ancak Bir Siyonist Zekası'nın işi olabilirdi,
şişesinde "Mekke Ve Muhammed'e Hayır" yazan zehirli sıvıları
 Muvahhid Mekke Muhalefeti'ne ve Eşsiz Lider ve Önder Resul Hz.Muhammed'e(s.a.v) sevdalı insanlara içirip sonra buradan gelen Cola-Dolar'larla Müslüman kardeşlerini katletmek iğrençliği…
Ne TANG'ini kabul ediyorum soframa ne CAPPY'ni!
 
FANTA FANTA FANTA içtiğimde Çanta Çanta Bomba verdiğimi biliyorum lanet olasıca ordularına!
"Susuzluğunu Dinle" diyen sese inat "Filistin'i Dinle" diyor içimden bir ses SPRİTE'nı iterken!
 PARLIAMENT pakedine baktığımda şarjör görüyorum , sigarasına baktığımda M-16 veya Uzi mermisini!
Tek bir dal izmarit ile tek bir merminin maliyetinin de satış rakamının da neredeyse aynı olduğunu öğrendiğimde kalakalıyorum!
Bu arada sigara içen insanlara da "Onu içmen kadar efkara sebeb bişi mi var" diye soruyorum!
"Dikkat et! Her içtiğin sigarayla bir mermi sıktırabilirsin bak kardeşlerinin kafasına ama " diye ekliyorum "Radikal" damgası yeme pahasına!
Yahudi PHİLİP MORRİS ve diğerlerinin paketlerinin üstündeki aslanlara da,
PEUGOT marka arabaların üstündeki aslanlara da kafam takılıyor!
Çünkü ben onlara bakınca,Allah'ın Aslanı Hamza'nın katillerini ,
Resul'un Aslanı Ali'nin hainlerinin zihniyetlerini görüyorum!...
PEUGOT hızlı kaçarmış!...Azap meleklerinin zaman mefhumu bile yokken kim nereye kaçıyor,gülüyorum..
 VOLVO dünyanın en güvenlisiymiş!...İsrail'e gidecek paraları verip içine binildiğinde direkt ateşe giden araba nasıl güvenli olur merak ediyorum!...
 En az siyon kardeşlerinin sembolu aslan kadar tehlikeli olduğunu biliyorum NESTLE'nin ambalajındaki güvercinin…NESTLE'nin çikolatasını,gofretini mi yemişim ki NESTLE SUyunu içeyim!
 Su demişken; 'COCA COLA'nın bırak kolasını ne TURKUAZ ne DAMLA SUyu'nu içmiyorum!...
Baktım ki ALGİDA'nın arkasında UNİLEVER yazıyor,almam efendim almıyorum!
Bula bula MAGGİ çorba mı içmişim ki sonrasında LİPTON'unu, NESCAFE'sini icecegim?
 NESCAFE'den ve JACOBS'tan çıkan dumanla Gazze'den ve Bağdat'tan yükselenin benzerliğini fark edemeyecek kadar da saf değilim!

 Irak,Filistin,Çeçenistan,ordan,burdan değil hiçbir yerden ve hiçbir şeyden verdikleri haberlerinde güvenmiyorum CNN'e,NTV'ye,REUTERS'e!...
 Huy işte!Hucurat üstü müydü "Hucurat 6" mı ne?!...
FOX,adı gibi tilkilik yaptı,TGRT'yi alıp Yahudi-Neocon birliğini Türkiye'de bir medya sahibi daha yapmakla…
 Malum,sadece iki hafta var HÜRRİYET GAZETESİ ve İSRAİL'in doğum günleri arasında…Rastlantı işte…
NTV'nin ve GARANTİ'nin sahipleri Şahenk'ler de AMERIKAN-İSRAİL ortağı GENERAL ELECTRİC'le el sıkışmışlar bir de…
 Duy da inanma!...Oku da inanma!...
 Evet Evet ! Budur !
Oku ama asla inanma!...Duy ama asla inanma!...
Bir de NATIONAL GEOGRAPHIC var ki Yahudi Darwin'izm'in Türkiye Temsilciliği sanki!O da Şahenk'lerin…Seyrettirmiyoruz çocuğumuza!
 NİKE..LEE …ADİDAS-SOLOMON veya LEVİ'S…Giymiyoruz ve giymeyeceğiz!
UNİLEVER… PROCTER&GAMBLE…JOHNSON&JOHNSON kokmuyoruz ki L'OREAL,VİCHY , LANCOME veya ARMANİ sürünelim!
"Bu TİMBERLAND ile şu DOCKERS çok güzel dururdu üzerinizde" diyen tezgahtara aldırmıyoruz…"TİMBERLAND İtalyan, DOCKERS Alman'dı ama ikisini de Amerikalı Yahudiler aldı ve biz onlardan alışveriş yapıp Müslüman kardeşlerimize ihanet etmiyoruz" diyerek şoktaki tezgahtarı bırakıp dükkandan çıkıyoruz!
Gelirinin tamamına yakınını düzenli olarak İsrail'e gönderen şirketler listesindeki MARKS&SPENCER'a ibretle bakıyorum!

 PHİLİPS'ten, IBM'den, NOKİA'dan başka tercih edilebilecek teknoloji kalmadı mı diye düşünüyorum…
 Zira,dayanışmaları ve sonuçları gözümüzü yaşartıyor! Kanımızı döküyor! İşte bundan dolayıdır ki;
Müslüman kardeşlerimizle rabıtalarımız baki,muhabbetkar tasavvurları gönüllerimizin bembeyaz listelerinde daimi olmalı ama emperyalist zalimlerin markaları her zaman kara listelerimizde kalmalı!

Bu kara listelerdekilere para ve moral vermiyoruz ve vermeyeceğiz!
YAŞASIN BOYKOT KARDEŞLİĞİMİZ! 
"Ali'nin"…"Ömer'in"… "Ahmed'in…"diye marka yapsan gülüp geçecek ümmetin YAKUB'UN veya LEVİ'nin veya MC DONALD'ın deyince yağmalarcasına rağbetini anlamıyorum!
 Ne Osmanlı Mutfağı diye koca bir sofrası olan kadim milletimin ne de yetmiş çeşit baharatla yedi yüz çeşit yemek çıkartan Arap kavminin MC DONALD'S ve BURGER KİNG Hayırseverliğini çözemiyorum!...
 Tek bildiğim hamburger arası zulüm yemediğim!...
Bir de dalga geçer gibi "Ateş Seni Çağırıyooor" diye kampanya yapıyor elin gavuru da hala yiyor bizim Ayşe veya Ali!
Siz…Biz…Hepimiz…Kardeşlerimize saldıranlara,namuslara goz dikenlere para ve moral vermiyoruz ve vermeyeceğiz!
 YAŞASIN BOYKOT KARDEŞLİĞİMİZ!
Alışveriş yapacak bir tek Fransız Yahudileri'nin CARREFOUR'u mu kaldı dediğimde arkadaşımın yüzündeki şaşkınlığı unutamıyoruz!
 Yoksa bizim ferasetsizliğimizden ve basiretsizliğimizden başka sermayeleri mi var sanıyorsunuz?
Durumlar üstü kabul ederek düzenli kıldığı namazlarında günde beş defa uluslar arası çıkış yaparak Kabe'ye yönelen bizler…
Her Ettehıyyatü'nün aleyna'sında…Her Rabbena atina'sında kardeşlerini hatırlayan bizler…
 Sizler…Bizler…Hepimiz…
Rabbimiz Allah'ın düşmanlarına ve Peygamberimiz Hz.Muhammed'in inkarcılarına para ve moral vermiyoruz ve vermeyeceğiz!
Bu yaptığımızı da kınayanın kınamasından korkmadan veya şaşıranın şaşkınlığına aldırmadan yapacağız , yayacağız ve tavsiye edeceğiz!
"Az" alınmasını değil "hiç" alınmamasını sağlayacağız!
Biz,para verip sonra bu parayla yakılacak yıkılacak el değil siyon aslanının pençesini kıracak eliz!
 YAŞASIN BOYKOT KARDEŞLİĞİMİZ!

SİZ DE SAYFALARINIZDA YAYIMLAYIN ARKADAŞLAR!


Tarih: 20:07, 15/1/2009 Kategori: DIN
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

NE DEHŞETLİ BİR ASIRDAYIZ....



Sana yazdım ya resulallah , elimde bir kalem gözyaşlarıyla

ıslattığım bu mektubu sana yazdım…

Kabul et , kabul et ve affet

Sana layık bir ümmet olamadık …. Her geçen gün daha bi dağıldık…

İnsanlık perişan , Ümmetin perişan ya resulallah Kahraman saidlerin sürgüne gönderiliyor Atıfların asılıyor , Süleymanların susturulmaya çalışılıyor… İnsanlar insanlığın zirvesine çıkanlara yapmadığını bırakmıyor…

Zindanlar Yusuflarla dolu İbrahimleri ateşe atıyorlar Zekeriyaları parçalıyorlar…

Perişan Ya Resulallah….
Musab misali Zübeyirlerin işkencelerden geçiriliyor… Filistinde Cafer misali Ahmetlerin vuruluyor… Çeçenistan da Hamza misali kahramanların çarpışıyor … Ve insanlık susuyor…

Ne hale geldik ya resulallah…

Keşmirde acılar içindeyiz , Afganistanda dağlandık , Irakta parçalandık , Lübnan da ezildik , Bosnayı ağlattılar Çeçenistan kan ağlıyor, Ne hale geldik

Ve ümmet suskun ya resulallah…
Çanakkalede mehmedlerin vardı , Mehmetçiklerin vardı , yedi düvele meydan okuyan kahramanların vardı , Zulme boyun eğmeyen aşıkların vardı , Son nefesinde sana kavuşma arzusu içinde olan hayranların vardı , Ama ya şimdi …
Ne dehşetli bir asırdayız ; Cahiliye devrnin bütün pislikleri var… Pompe iden kalan artıklar var , İnsanlar paraya tapıyorlar , Divane olmuşlar ama dünyaya
Musa misali masum çocuklar firavunların elinde , İbrahimiler ateşler içinde yanıyor , yakılıyorlar , Hüseyniler kaç parçaya ayrılmışlar … Ve meydan da nemrudlar var bu ümmetin suskunluğu nedir ya resulallah …
Her gün yüzlerce Yusuf kuyularda hakka kavuşuyor Hamza lar şehid kervanlarında , Nedir bu hal…
Bosnada yüzbinlerce Müslüman katledildi , Filistinde milyonlarca , Ya çeçenistana ne demeli, Bunları say say bitirememeli , Şeytan bile şaşırmış durumda olanlara…
Cafer misali bağırıyoruz “ Ey muhammedim nerdesin nerde , ümmeti birbirine kırdırıyorlar , ümmetin eziliyor , Müslümanlar izliyor , Nedir bu hal servetimizle birer kurşunda bizler sıkıyoruz kardeşlerimize , ümmetini uyutan bu hal nedir ? Ne zaman kendine gelecek , aslına dönecek bu ümmet…
Ama yinede , bir güneş doğuyor , her gün dünyanın dört bir köşesinden , Said’ler doğuyor , Atıflar büyüyor , Esadlar mücadele veriyor , Ya resulallah ümitsiz değiliz, biz artık heryerdeyiz , Japonyadayız , Almanyada ,Amerikada , Afrikadayız…
Rehberimizi Risale- i Nurlarla bütün dünyadayız…

Kabul et , kabul et ve affet , yine kapına geldim , sana sevdalı,yoluna sevdalı , uğruna savaştığın davana sevdalı , çilesini çektiğin yoluna sevdalı , bir gönülle kapına geldim…

Kabul et…


Gençlere özel net.


Tarih: 23:49, 9/1/2009 Kategori: DIN
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

HALA AKLETMEYECEK MİSİNİZ?



Hâlâ Akletmeyecek misiniz?




Âl-i İmran suresi, ayet: 118- Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.



En’am suresi, ayet: 32- Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu ALLAH’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?



Mu’minun suresi, ayet: 80- O, diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takip etmesi de O’na aittir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?



Ra’d suresi, ayet: 4- Yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları, üzüm bağları, ekinler; bir kökten çıkan çok gövdeli ve tek gövdeli hurma ağaçları vardır ki hepsi aynı su ile sulanır. Ama biz ürünleri konusunda bir kısmını bir kısmına üstün kılıyoruz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (ALLAH’ın varlığını gösteren) deliller vardır.



Nahl suresi, ayet: 12- O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da O’nun emri ile sizin hizmetinize verilmiştir. Şüphesiz bunlarda aklını kullanan bir millet için ibretler vardır.



Nahl suresi, ayet: 67-Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem içecek, hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Elbette bunda aklını kullanan bir toplum için bir ibret vardır.



Bakara suresi, ayet: 164-Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, ALLAH’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır.



Bakara suresi, ayet: 170- Onlara, “ALLAH’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklar)?




Hac suresi, ayet: 46- Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur.



Rûm suresi, ayet: 24- Korku ve ümit kaynağı olarak şimşeği size göstermesi, gökten yağmur indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesi, onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için elbette ibretler vardır.



Saffat suresi, ayet: 137,138- Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?




selam ve dua ile




Tarih: 10:13, 8/1/2009 Kategori: DIN
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

CEHENNEMİN EN PİS KOKAN YERİ.....



Cehennemin en pis kokan yeri
* Kendini olduğundan fazla gösteren kimse, kendi durumunu inkâr etmiş olur.

* İnsanlar, fakir olmaktan korkarak dünyalık için çalıştıkları kadar, Cehennemden korkup, korunmak için çalışsalardı, mutlaka Cennete giderlerdi.

* İnsanlar zaruret diyerek, yiyecek kazanma peşinde koşarlar. Halbuki esas zaruret günahlardan kaçınmaktır. Fakat çokları bundan kaçınmayıp, yiyecek peşinde koşarlar.

* Sadık dost, arkadaşının ayıplarını görünce ihtar eder, ifşa etmez.
* Gafillerden, cahillerden ve yaltakçılardan uzak dur!

* Oruç tutmak, Allahü teâlânın sıfatıyla sıfatlanmaktır. Zira Allahü teâlâ yemekten ve içmekten münezzehtir.

* Bir kimse bir nimete kavuşur da bunun şükrünü yapmazsa, o nimet elinden gider de, o kimsenin haberi bile olmaz.

* Şu üç şey Allahü teâlâyı çok üzer: 1- Vakti boşa geçirmek, 2- İnsanlarla alay etmek, 3- Gıybet etmek.

* Cehennemin en pis kokan yeri, zina yapanların bulunduğu kısmıdır!

* Allah’tan başka her neye taparsanız, hepsi hiçtir. Yazıklar olsun o kimseye ki, bir hiç iledir.

* Bir şeye ihtiyaç duyulduğu halde, çalışıp onu temin etmemek, çoluk çocuğu perişan bırakmak, cahillik ve tembelliktir.

* Bir haber duyduğunuz zaman onu nakletmek için değil, ona uymak için iyi anlayıp düşünün! Çünkü ilmi rivayet edenler çoktur, fakat riayet edenler pek azdır.

* İşin esası üç şeydir: Helal yemek, ahlak ve amelde Resulullaha tâbi olmak, her işi yalnız Allahü teâlânın rızası için yapmak.

* Kulluğun en güzeli; kulun Allahü teâlânın verdiği nimetler karşısında, şükürden aciz olduğunu bilmesidir.

* Günahlar gizli olarak işlenirse; bunun zararı, günahı işleyenleredir. Lakin açıktan işleniyor ve buna mani olunmuyorsa, bunun zararı herkesedir.

* İntikam alıp da sonunda pişman olmaktansa, affedip de pişman olmak benim için daha sevimlidir.

* Fakirlik, haline şükredip, kimseye şikayet etmeyerek ihtiyacını gizlemektir.

* Bedbaht kişi, unutulmuş günahlarını açığa vuran kimsedir.
* Ölüm gelmeden hesabınızı yapınız! Tevbe ediniz ki, affa kavuşasınız


Tarih: 14:03, 1/1/2009 Kategori: DIN
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

HİCRİ YILBAŞINIZ MÜBAREK OLSUN...

Sevgili Dostlar!
Bu gün Hicrî 1426 senesinin son günü, yarında Hicrî 1427 senesinin Muharrem-i şerîfinin birinci günü‘dür. Yani bu gece hicrî yılbaşı gece‘sidir. Daha güzel bir ifâdeyle“ Íslâm Âleminin,Müslüman olanların ihyâ ve idrâk ettiği mübârek bir gece‘dir.„
Íşte bu gün senenin son günü‘dür. Ínsanların amel defterlerinin bir senelik hesâbının kapandığı gün‘dür. Muhâsebe işleriyle meşğûl olan vazîfeli melekler,geçmiş bir senenin hesâbını,kitâbını yapıp,güzellikler ve çirkinliklerle, sevablarla ve günahlarla, hayırlar ve şerlerle yazılı ve resimli olarak doldurduğumuz geçmiş senenin defterini rafa kaldırdığı arşiv‘e bıraktığı bir gündür.
Yarın ise tertemiz daha hiç el değmemiş içine bir çizgi bile çekilmemiş bir defterin bizim adımıza açıldığı bir gündür. Kâdir-i mutlak olan yüce Rabbîmiz gecmiş senenin defterini hayırlı amellerle kapatmayı,gelecek senenin defterini de hayırlı amellerle açmayı cümlemize nasîb eylesin.
Ayrıca! Bu gece bir mazlûmun yüce bir insanın doğup, büyüdüğü, çocukluğunu,gençliğini geçirdiği, nîce hâtırâlara imzasını attığı,nîce taşına toprağına selâm verdiği, canından da daha çok sevdiği vatanından çıkarıldığı, kovulduğu,uzaklaştırıldığı bir gece‘dir.
O yüce insan; insanların en mükemmeli,beşeriyyetin efendisi,Allah‘ın habîbi,Abdullah‘ın yetîmi Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi vesellem‘den baskaşı değil‘dir.
Bu gece! O yüce insanın Cennet şehri güzel Mekkeden gözyaşlarıyla ayrıldığı gece‘dir. şöyle Mekkenin dağına çıkıp son kez Allah‘ın evi Kâbe-i Muazzama‘ya yaşlı gözlerle bakıp bakıp“ Vallâhi düşmanlarım çıkarmasalardı ben seni terketmezdim ey Mekke şehri, Vatan,Vatan,Vatan,Vatan sevgisi îmân‘dandır.„vecîzesini söyleyerek yalın ayak, başı açık, boynu bükük bir vaziyyette ayrıldığı, ayrılmaya mecbur bırakıldığı gece‘dir.
Ayrıca bu gece! Íslâmın dönüm noktasıdır.Zâhirî ve Bâtinî Íslâm devletine doğru giden yolun ilk adımlarının atıldığı gece‘dir.Tam on senedir çekilen çîlelerin netîcesinde hira mağarasında (islâmın nüvesi,özü olan) tasavvufun,mâneviyyâtın H.z. Ebubekir‘e ögretildigi gece‘dir.Daha nîce nîce hâdiselere sahne olan müstesnâ bir gece‘dir.
Bu duygularla gece‘miz ve hicrî yılımız mübârek olsun diyorum sevgili dostlar….


Tarih: 19:41, 28/12/2008 Kategori: DIN
Yorum (6) | Yorum yaz | Bağlantı

HAYIRLI CUMALAR...


Tarih: 10:08, 26/12/2008 Kategori: DIN
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı
<- Sonraki Sayfa ->



center> BLOG DESİNG BY EDACA30