Bazen çocuklar, gençler yalan söyler. Ana babalar da bu yalanı yakalar. İşte bu an kimi ana baba, adeta lüfer yakalamış gibi sevinir. Ana babanın gözünde çocuk/ genç yüzde yüz haksızdır, sığınacak hiçbir limanı, mazereti yoktur. Bir anlamda batmıştır, bitmiştir. Ana baba bu kesin galibiyetin tadını çıkararak parmağını çocuğa uzatır ve mağrur bir eda ile ?Sus, ayıbınla otur, bana yalan söyledin? der. Ana baba burada muhtemelen ?Ben yüzde yüz haklıyım sen sıfırsın? demektedir.
Olabilir, çocuğun gencin yalan söylemesinde kendi payı yüksektir. Fakat bu yalanda ana babanın hiç mi payı yoktur? Bence çocuklarımızın söyledikleri her yalanda, biraz olsun bizim de tuzumuz vardır. Bakınız niçin:
1. Çocuğunuz yalan söylemiş ise yalan söylemeyecek yapıda güçlü bir çocuk yetiştirememişsiniz demektir Yalan baş vurmayacak kadar güçlü bir yapısı yoksa, bu durum biraz onun sorumluluğu, biraz da bizim.
2. Çocuklarımız, bazı hatalarını yalana başvurmadan açıkça ifade ettiklerinde, bu durumu her zaman olgunlukla karşılar mıyız? Galiba hayır. En azından bazılarımız samimi itiraflar karşısında bazen bağırır, bazen de bayılırız. Bu tavrımızla da çocukları istemeden yalana iteriz.
3. Biz büyükler ? kendimizce haklı nedenlerle- bazen çocukların yanında başkalarına yalan söyleriz. Bazen de ?onlara küçük beyaz yalanlar söylenir? diye çocuklara yalan söyleriz. Gün gelir bizim, belli durumlarda yalan söylediğimizi anlarlar. Onlar da belli durumlarda ?kendilerince haklı gerekçelerle- yalan söylerler. Çocuklara küçük beyaz yalanlar söylenebilir düşüncesi tamamen yanlıştır. )
Sonuç: Yukarıda ifade edilenler, yalan söyleyen çocuklara aldırmayalım, hoş görelim anlamına gelmiyor. Yalan söylediklerini fark ettiğimiz zaman, üzüldüğümüzü rahatsız olduğumuzu belirtelim. Ancak kendimizi yüzde yüz haklı görüp önlenemez bir öfke içine girmeyelim.
Çocuğumuzun yalanını yakaladığımızda kendimizi yüzde yüz haklı görürsek, öfkemiz de yüzde yüz olur. Eğer çocuğunuz size yalan söylemişse bu yalanda sizin de payınız vardır. Bu gerçekten yola çıkarak olaya baktığımızda, daha ılımlı olabiliriz. Ilımlı olduğumuz zaman ise çocuğumuzu arzu ettiğimiz yönde değiştirme, geliştirme şansımız artar. Onların bir yalanlarına bugün aşırı öfkelenirsek, yarın daha dürüst olmalarına değil, daha iyi kamufle edilmiş, daha organize yalanlar söylemelerine yol açarız.
Yalan yakalama ifadesi bence peşinen gerginlik yaratan bir ifade. Bu ifade galiba içimizdeki avcılık isteğinden kaynaklanıyor. Kaçıp kurtulmaya çalışanlara sessizce yaklaşıp bir avcı aktifliği ile onları yakalamak istiyoruz. Evlerde ve işyerlerinde, yaş tahtalara basmamak için, bir kedi, bir panter gibi adımlarını yavaş ve yumuşak atan avcılara benziyoruz. (Eğer avcılık yaparsanız, avları yok ettiğinizi düşünebilirsiniz; ama bir yandan da avları kaçmaya, korunmaya teşvik edersiniz.) Olaylara bakış tarzımız ile onları adlandırma şeklimiz arasında karşılıklı ilişki vardır; birisi değişince diğeri de değişebilir. Bu durumda, yalan yakalamak, yerine yalanı fark ettim veya gerçeği sakladığını fark ettim, diye düşünsek nasıl olur?
* Üstün Dökmen, Küçük Şeyler Kitabından, Sistem Yayıncılık
Öğrenmesi gerekli, biliyorum; tüm insanların dürüst ve adil olmadığını. Fakat şunu da öğret onlara; her alçağa karşılık bir kahraman, her bencil politikacıya karşılık kendini adamış bir lider vardır. Her düşmana karşılık bir dost olduğunu da öğret onlara. Zaman alacak biliyorum. Fakat eğer öğretebilirsen onlara, kazanılan bir doların bulunan beşinden daha değerli olduğunu öğret. Kaybetmeyi öğrenmesini öğret onlara ve hem de kazanmaktan neşe duymayı. Kıskançlıktan uzaklara yönelt onları. Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret onlara. Bırak erken öğrensin zorbaların görünüşte galip olduklarını. Eğer yapabilirsen, onlara kitapların mucizelerini öğret. Fakat onlara sessiz zamanlar da tanı. Gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği. Okulda hata yapmanın hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret onlara. Kendi fikirlerine inanmasını öğret, herkes onlara yanlış olduğunu söylediğinde dahi. Nazik insanlara karşı nazik, sert olanlara karşı da sert olmasını öğret onlara. Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken, kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış çocuklarıma. Tüm insanları dinlemesini öğret onlara. Fakat tüm dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret. Eğer yapabilirsen, üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini öğret onlara. Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret. Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara dudak bükmesini öğret onlara ve aşırı ilgiye dikkat etmesini. Onlara kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını, fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret. Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret onlara. Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa dimdik dikilip savaşmasını öğret. Onlara nazik davran, fakat onları kucaklama. Çünkü ancak ateş çeliği saflaştırır. Bırak sabırsız olacak kadar cesarete sahip olsunlar. Bırak cesur olacak kadar sabrı olsun. Onlara her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret. Böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaklardır. Bu büyük bir taleptir, ne kadarını yapabilirsen bir bak bakalım. O, ne kadar iyi, küçük bir insan. Çocuklarım.
Dini eğitimin çocuk eğitiminden ayrı ya da bağımsız bir eğitim olduğunu düşünürsek yanılırız. Sandığımızın aksine iç içe geçmiş konulardır ve biri diğerinden daha az önemli değildir. Çocuklarımızın takva sahibi, ihlaslı, gayretli, edepli, arif , alim, amil, zarif, ten-can-mal cömerdi, ihsan sahibi, merhametli, güler yüzlü, tatlı dilli, şeker gibi insanlar olmasını istiyoruz. Sıralaması kolay, gerçekleştirmesi kararlılık, gayret, sabır ve çok çalışma gerektiren bu zorlu ve bütün bir ömrü içine alan çalışma, hiç de kolay değil. Bundan sonra söyleyeceklerimizi bir cümlede söylersek: Ne ekerseniz onu biçersiniz, istediğiniz vasıflarda evlatlar istiyorsanız, önce siz öyle olmak zorundasınız! Kendi dini endişelerimiz için, cennet ya da cehennem telaşlarımız için terbiye edemediğimiz nefsimizi, edinemediğimiz yüksek ahlakı çocuklarımızın akıbeti hayrına edinmek zorundayız. Bilindiği üzere çocukların dini eğitimi 4 yaş 4 ay ve 4 günlük iken başlar. 4 yaş çocukların kişiliğinin kemale erdiği yaştır ve bu yaş itibarıyla verdiğiniz bilgileri alabilecek hale gelmişler demektir. Öğrenmeleri ve uygulamaları gereken pek çok şey vardır, ancak İslam dini “Güzel ahlak” dinidir, yol göstericimiz “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurmaktadır. Arzu ettiğimiz ahlakı ve kişiliği edinmelerini sağlayamazsak “Okuduğu Kur’an hançerelerinden aşağı geçmeyen”, ibadetin ne anlama geldiğini bilmeyen, en kötüsü hayrını ibadetleriyle ölçen, ahlaki yönünün farkında olmayan, farkında olmadığı için de ibadetleri kendisine hayır getirmeyen yeni gölge Müslümanlar yaratmış oluruz. Bunu çözebilmenin yolu, onlara tavsiye ettiğimiz davranışları önce kendimiz uygulamak, yani model oluşturmak, yani “kal” i bırakıp “hal” ehli olmaktan geçiyor. Daha önceki yazılarımızı takip ettiyseniz çocukların, büyüklerinin kendilerine söylediği sözlerden çok onların yaptıklarını öğrendiklerini söylediğimizi hatırlayacaksınız. Anne-babalar olarak bizler şu anki manevi hassasiyetimize, bu yaşımıza gelene kadar edindiğimiz bilgiler ve sarf ettiğimiz çabalar sonucu ulaştık. Çocuklarımız henüz, bunlardan yoksunlar. Dinleri hakkında edinecekleri ilk intiba, en yakınında olan insanlardan edindikleri olacaktır. Hissiyatımızı onlarla paylaşmalıyız. Örneğin, namaz kılarken yapmış olduğumuz hareketler onlarda uhrevi bir hal yaratmayacaktır, ta ki biz onlarla bu hislerimizi paylaşana kadar. Her yaptığımız şeyi onlara kendi lisanlarınca açıklamalıyız. İbadet ederken aldığımız hazzı, şükrederken minnettarlığımızı, cennet ve Cemalullah aşkıyla yanarken göz yaşlarımızı, Yaratıcımızın mahlukatını seyrederken minnettarlığımızı, yaralı bir kuşa bakarken O’nun merhametini……. kısacası, içli bir mü’min olarak her hissimizi! Hatta hatta bazen hissetmediklerimizi bile! Günlük yaşantımızda uyguladığımız sünnetleri nedenleriyle ve Peygamber aşkıyla açıkladığımızda, İslam tarihini ve din büyüklerimizi yapmış oldukları fedakarlıkları ve kahramanlıklarını bize hissettirmiş olduklarıyla birlikte anlatmak daha etkili ve kalıcı olacaktır. Çocuğumuzun görevlerini ihmal etmeyen biri olmasını sağlayamazsak, ona ezberlettiğimiz duaları, sureleri okumasını, farzları, vacipleri, sünnetleri yapmasını nasıl sağlayacağız? Minnettarlığı öğretmezsek, Allah’ın (c.c) verdiği onca nimete şükrü nasıl açıklayacağız?
Aslan oğlum, ceylan kızım deyip dururken bu nimetleri verenin de alanın da Allah olduğunu, asl olanın iyi insan, iyi Müslüman olmak olduğunu nasıl anlatacağız? “Hadi şu duayı oku da nasıl güzel Kur’an öğrendiğini Ahmet amcan görsün” derken riyakarlığın kötü bir şey olduğunu nasıl öğreteceğiz? Sürekli yemek yemesi hususunda baskı yapıp, aç değilken bile yemesi için ısrar ederken, çocuğumuza az yemeyi, kanaatkar olmayı, nasıl öğreteceğiz? Aşağılayarak, “Seni gidi ………. “ derken nezaketi, kalp kırmamayı, kibar olmayı, zarafeti nasıl öğreteceğiz?
Sırf itaat etmesini sağlamak için haklı olduğu zamanlarda bile “ben senin annenim, ne diyorsam onu yap, saygısız olma” mantığıyla, hakkı tutmayı ve ne pahasına olursa olsun, kim olursa olsun doğruyu söylemeyi ve haklının yanında olmayı nasıl öğreteceğiz?
Yaramazlıklarını ya da başarısızlıklarını “ne kadar akılsızsın, senden ancak bu beklenirdi” sözleriyle aşağılarsak, mütevazı, başkalarının ayıbını örtücü, kendine güvenen, güven veren, asil, vakur Müslümanları nasıl yetiştireceğiz? Bu soruları dinimizin her bir emri için devam ettirebiliriz. Kişisel özellikleri İslami niteliklere uygun, duygusal açıdan sağlıklı yetiştirilen çocuklar içlerinde taşıdıkları sevgi ve şükran duyguları ile Yaratıcılarını, O’nun emirlerini ve Peygamberini daha iyi anlayacak ve iyi birer Müslüman olacaklardır. Anne babasının yüce bir varlığa itaat ettiğini gören, en önemlisi, bunu hisseden bir çocuk daha itaatkar olacaktır, kendisini yetiştirirken sergiledikleri “Asil insan muamelesi” ve yaşantılarındaki tutarlılık ve hassasiyet, çocuğun kendisiyle, ailesiyle en önemlisi mensup olduğu dinle gurur duymasını sağlayacaktır. Sayfalarımızda işte bu kişisel özellikleri ve bunları elde etmek için geliştirmemiz gereken doğru davranışları ele alıyoruz. En önemlisi “takva sahibi, ihlaslı, gayretli, edepli, arif , alim, amil, zarif, ten-can-mal cömerdi, ihsan sahibi, merhametli, güler yüzlü, tatlı dilli, şeker gibi çocukların” ebeveynlerinin nasıl olması gerektiğini öğreniyoruz. Emin olunuz bizler iyi birer ebeveyn olmayı başarırsak, çocuklarımız biz mükemmel olmasak bile, gösterdiğimiz hedefi hissedecek ve istediğimizin çok daha fevkinde “kaliteli Müslümanlar” olacaklardır.
• Eşinize tembel, ahlaksız, sorumsuz ve aptal...v.b. gibi nitelendirmeniz; çocuğun kendini tamamen güvensiz hissetmesine yol açar. • Çocuklarınız doğru yoldan sapmış dahi olsa; sakın teslim olup pes etmeyin. • Eğer çocuğunuzun çıktılarından memnun değilseniz, girdileri, değiştirmeyi deneyin, özellikle sizinle ilgili olanları. • “Kokaini” kendi hür iradesiyle seçti fakat özgürlüğünü, bağımlılık esaretiyle yok etti. • Yüksek ahlaki temelin çocuklara kazandırılması gereken yer evdir.
• Fakat bu süreç eğitim kurumlarımızda da devam ettirilmelidir. • “Bir adamı ahlakı yönden ziyade kafasal yönden eğitmek, topluma karşı tehdit oluşturmak demektir. • Kontrolünüzü kaybettiğiniz anda, arkadaşınızı ve onların saygılarını da kaybetmiş olursunuz. • Bir çocuğun hayatının ilk dört yılında Anne-babalarından aldığı eğitimin önemi, dört yıllık kolejin verdiğinden çok daha fazladır.